3 Nisan 2013 Çarşamba

şimdi ağaçlar birer yok oluş

önce sen gidiyorsun sonra vapura geç kalmış bir martıya simit atarken buluyorum kendimi. dünya üzerinde ne kadar gereksiz iş varsa hepsinden sorumlu hissediyorum. ama bu düşüncelerden çabuk sıyrılıyorum. rıfat abiye uğruyor, az biraz beyaz peynir, biraz da sele zeytin alıyorum. simiti çaya banıyorum, tam ağzıma atacakken sofra bezine düşüyor.

önce sen gidiyorsun sonra rıfat abinin isminin gerçekte rifat olduğunu öğreniyorum. yıkadığın, kuruttuğun, ütülediğin bütün kıyafetleri yeniden yıkıyorum. ellerime siniyor kokun. dünya üzerinde sağ kalmış ne kadar düşünce varsa yıkıyorum hepsini. gece geç saatlere kadar oturup gündüz erken saatlerde uyuduğumu iddia ediyorum.

önce sen gidiyorsun sonra bütün yalnızlıkların müsebbibi olarak seni gösteriyorum. rifat abi camekanına satılık kağıdı yapıştırıyor. cadde üzerindeki bütün arabalar satılık. bir pazar günü onca işimin arasında kalkıp büyükada’ya gidiyorum. söylenmiş bütün şiirler öksüz, şiirlere kızıyorum.

önce sen gidiyorsun sonra her şey aceleye geliyor. rifat abi dükkanı satıyor, caddede araba kalmıyor, kitaplar bodruma yerleşiyor, kira geliyor, faturalar birikiyor, mücella teyze ölüyor, ölmeden önceki hafta seni soruyor, akif abiyi huzurevine yerleştiriyorlar, nermin’in hayırsızı il dışında üniversite kazanıyor, cezmiye ahmet’le basılıyor.

önce sen gidiyorsun sonra ben apartman yöneticisi oluyorum. ilk iş olarak bir ilaçlama şirketi bulup kafka’ya savaş açıyorum. hizmetlerim bununla da sınırlı kalmıyor, dış kapıyı yenisiyle değiştiriyorum. yetinmiyorum, bina ışıklarını sensörlülerle değiştiriyorum. apartmanın birikmiş bütün parasını tüketince kredi istiyorum sakinlerinden. işte o zaman pek de sakin olmadıklarını anlıyorum.

önce sen gidiyorsun sonra ben devrik bir lider hüviyetine kavuşuyorum. işten ayrılıyorum, birikmişlerle geçinmeye çalışıyorum. yaptığım her şeyi unutma eylemi çerçevesinde ele alıyorum. yeni bir rifat abi bulma umuduyla ev değiştiriyorum. eşyaların yarısını yolda döküp saçıyorum.

önce sen gidiyorsun sonra ben paldır küldürleşiyorum. halının ortasındaki düzensiz çizgiler gibi yalnız kalıyorum. yolda yürürken inatla bütün çizgilere basıyorum, vapur iskeleye yanaşmadan atlıyorum, trenin kapısı açık yolculuk ediyorum. daha sonra rifat abiyi görüyorum yolda. kolumdan tutup bir kahvehaneye sokuyor beni, uzunca seni anlatıyor.

önce sen ölüyorsun sonra hayat bir varoluş mücadelesi.

Hiç yorum yok: